Koleksiyonculuk

Koleksiyonerlerden alıntılar

İnternette koleksiyon ile ilgili birbirinden güzel ve samimi yazılara rastlıyoruz. Linklerini de belirtmek suretiyle bu yazılara yer vereceğiz. Ama her blog kendi yazarının ruhunu yansıtır, sayfa düzeniyle, rengiyle. Buradan okumak yerine linke tıklayıp yerinden okuyun deriz. İçlerinde web sayfaları silinmiş olanlar da var fakat biz yine de kaynağını belirtmek amacıyla linkini vermeyi uygun görüyoruz.

http://naserious.blogspot.com/search/label/koleksiyon

Koleksiyon

“Sarı not kağıtlarım sağ olsun “koleksiyonculuk” içeriğini taşıyan bir yazı yazmam gerektiğini hatırlamış oldum. Başka konulara da değinmeden tamamlamak ve not kağıdımın üzerine bir çizgi çekmek istiyorum. Bu sebeple hemen başlayalım yoksa konudan sapabilirim ve anlatmak istediğim bir çok şey var.

Aslında bu konuda kafamda tasarlamış olduğum bir yazı vardı fakat onu da unutmuş olduğumdan dolayıdır ki biraz doğaçlama takılmaya karar verdim. Her zaman koleksiyon yapmayı sevmişimdir, koleksiyon yaptıklarımın ne niteliklerini umursarım ne de niceliklerini. Temel amaç koleksiyon yapmaktır sonra zaman geçtikçe daha özel konularda çalışmışımdır.

Şimdi isterseniz en başa dönüp neler biriktirmişim biraz bahsedeyim. İlk önce kızkaçıran, torpil, vb patlayıcıları evdekilerden gizli bir şekilde biriktirmeye başladım ilkokula başlamamıştım henüz sonrasında açığa çıktığım için hepsi atıldı. Bu arada eş zamanlı olarak ufak metal araba biriktirmeye başladım onlarda kayboldu. Sonrasında uzaktan kumandalı araba motorlarını ve lastiklerini biriktirdim fazla kalabalık olunca atıldı (hatta oynamadan bozduğum için bir süre araba alınmadı bana. İlk okula başladığımda her çocuk gibi misket biriktirmeye başladım fakat kardeşim onları bulup yemeye başlayınca bu sevda pek uzun sürmedi. Sonrasında ise pil toparlamaya başladım. Yatağımın altı torbalarca pille dolmuştu, bir çocuk bakkala gittiğinde nasıl şeker alırsa ben pil alıyordum. Bir sürü rengarenk, farklı pilim vardı fakat miktarları çok artınca onları da attılar (bir de bazıları eriyip her yeri batırmıştı). Birkaç çizgi roman, kalem, silgi şeker kağıdı, şekerin kendisi gibi koleksiyon denemelerim pek uzun süreli olmadı. Hele ölü böcekleri kurutup bir defter yapma fikrime anında engel olundu.

Bu arada büyüdüm ve kitap biriktirmeye başladım, aralarda dergileri arşivledim ama en keyiflisi kitaplardı. Lise sonda başlayıp hala devam eden bir sevda kitap biriktirmek. Öyle bir sevda ki gelecekte devasa bir kütüphanem olmasını istiyorum. Asla okumayacaklarıma bile sahip olmak istiyorum fakat paraya çok sıkışınca arşivimin bir kısmını elden çıkarmak zorunda kaldım. Çok param olunca yenilerini alırım diye düşünerek. Bu arada zar koleksiyonu yaptım ufaktan, kayboldu bazıları. Ayrıca MTG kartları, frp karakter kağıtları (bütün biten oyunların karakter kağıtları bendedir arada bakar gülümserim, yüzlerce var). Sonrasında müzik koleksiyonu yaptım, hala yaparım (tahminlerime göre 60GB lık bir arşivim var). Şimdi de film koleksiyonuna başladım. Aralarda elbette çizgiroman (öss de bir darbe yediğim zaman hepsini yaktım, yerli, yabancı onlarca serim vardı), çakıltaşları, karikatür dergileri, gazete küpürleri, vs gibi bir çok şey biriktirdim. Bazılarını hala saklarım, bazılarını ise gelecekte tekrardan biriktirmek üzere beklerim.

Şimdi gelelim işin ilginç tarafına. Ben eğer bir şeyi biriktiriyorsam eğer onun her an elimin altında olmasını isterim. Şöyleki bilgisayarımda asla tekrardan dinlemeyeceğim şarkılar vardır, onları yedeklerim ama silmem. Eğer zorunda kalırsam silme kararını verebilmem en az 3 günümü alır ancak hepsi gerek cdlerde gerekse diğer bilgisayarlarda mutlaka kayıtlıdır. Aynı şekilde frp kitapları içinde geçerli. 10Gb lık bir arşivim var, hepsini okumaya kalksam ömrüm yetmek belkide ama canım sıkkın olduğu zaman klasörleri dolaşır ve onları incelerim. Onları severim ben, biriktirdiğim herşeyi severim. Aslında anılarımı, gördüğüm, yaşadığım, hissettiğim herşeyi de saklamak istiyorum. Tekrardan aynı duyguları hissetmek, tekrardan aynı acıları çekmek de istiyorum. Mesela bütün mutlu olma anlarımı ve o anlık bütün duygularımı arşivlemek isterim aynı şekilde bütün sinir krizlerimi, bütün sanrılarımı da saklamak istiyorum. Örnek olarak, uzun saçlarımı (evet, bir zamanlar uzundu) hala saklarım. Garip bir koleksiyon arzusu var içimde, rüzgarları, kelebekleri, saniyeleri saklamak istiyorum. Kimseyle paylaşmamak, sadece onların var olduğunun bilinciyle yaşamak istiyorum.

Mesela sen bu yazıyı okurken aklından geçenleri de bir yerlere kaydetmek ama asla bilmemek istiyorum. Böyle garip fikirlerim ve isteklerim var işte benim. Yapacak bir şey yok.

Unutmadan söyleyeyim ben arşivci olmak istiyorum, asronot olmaktan vazgeçtim hemde.

Neyse kalın sağlıcakla…”

Bütün koleksiyonerler aynı; hani bazen söylemeye çekindiğimiz şeyler olur ya, işte tam da öyle olmuş.


http://belestepe.blogspot.com/2008/08/koleksiyon-yapmak-ya-da-yapmamak.html

koleksiyon yapmak ya da yapmamak…

“Sözlükte koleksiyon dendiğinde bir arkadaşın tanımı şu şekilde ki az ama fazlasıyla doğru
Israrcılık, obsesyon, farklı olma güdüleri gelişmiş kişilerin turşusunu kurdukları şey.

Ucundan bucağından bu işe bulaşmış olanlar bilirler ki geri dönüşü yoktur, sarar-sarmalar, cepleri boşaltır, kafayı kemirten, rüyalara giren meşakkatli bir uğraştır koleksiyon yapmak.
Kendi adıma atkı toplamaya gittiğim maçlarda yerli atkılarla başladım, yavaştan yavaştan takaslara, yurtdışından olaya bağlanmaya en nihayetinde örenbayan kadar deneyimli, atkının bilumum türüne hakim, tek kat çift kat, hangisi daha şık durur, hangisi iyi katlanır, nasıl saklanır gibi manyaklıkların içinde bulabiliyor insan kendini.
Çiçekleriyle konuşanları hadi bir derece anlarsın hani, ama atkıyla bu kadar samimi olmak tehlikeli ve sakıncalı sanki.

Önce atkılara yer açarsın pansiyon hesabı. Tek tek, güzel güzel katlayıp yerleştirmeye başlarsın. Birkaç gün geçer, kurtlanırsın bakmak istersin yavrulara. Şöyle bir bakıp gülümsersin, bu kez ters taraftan katlayıp koyarsın ki atkıda kat izi oluşmasın. İtalyan tarzı tek kat atkılar daha bir çekici gelir kimi zaman, bazen de ingiliz tarzı çift kat atkılar taraftar üzerinde daha güzel durur. Maç günleri takmaya kıyamazsın çoğu zaman, çünkü tecrübeyle sabittir arkadaşlar yanaşıp ver şunu bir takayım der gidiş o gidiş. nice atkılar bu uğurda helak olup yitip gitmiştir. Mümkün mertebe maç günleri kendi takımın ağırlıklı eski bir atkı takılır hem nostaljik olur hem de kimse salça olmaz:)
Gün gelir dolaplara sığmam taşarım der atkılar, bazılarına yol verilir ama onlarca kıyamadığınız gözünüzde farklı olan atkılara dokunamazsınız bile. Koleksiyonculuk sözkonusu olduğunda benim gibi eli açık bir adam bu mevzuda bazı özel yavrularda cimriliği tutabilir hor görmeyiniz.
Grup atkıları, ülke atkıları, bazı nadir bulunan özel atkılar, tek kat çift kat derken zaten kafayı yemiş hale gelmişsinizdir, artık çok geçtir, geçmiş olsundur:)

Çoğu zaman bu iş atkıyla sınırlı kalmaz, zaten kendi takımınızın özellikle eski formalarını, flamaları, ıvırı zıvırı yanında farklı takım tişört ve formaları hertürlü materyalleri de toplamaya başlarsın.

Bir diğer hastalık derecesinde koleksiyon yaptığım müzik cd’leri ve özellikle dvd olayı. Hali hazırda 800’e yaklaşan tamamına yakını orjinal, indirim kovalayarak, sorup soruşturarak, kılı kırk yararak yaptığım kıymetlim:)
Bunun da hiçbir farkı yok, en başta yıllardır sevdiğiniz favori oyuncu yada yönetmenin birkaç filmini almaya başlarsnız, sonra amazon’dur, D&R’dır, ikinci el, ne bulursanız toplamaya başlarsınız. Ceplerde şangır şungur sallanan bozuk paradan başka paranız kalmaz, hele bir yandan maça gidip bir yandan da koleksiyona sardıysanız hepten harap olup gidersiniz. Hesap kitap gibi kafalar da karışır…

Hepten kendini kaybetme hali olarak tanımlanabilir. Her eve girdiğinizde gene ne aldın oğlum diyen anne bağırtısı, şiştikçe şişen kredi kartı ekstresi de cabası. Ha bir de eve hırsız girer de dvd’leri, atkıları çalarsa diye arada bir içinize düşen kurtları da unutmayalım. O da atkı gibi sadece atkıyla sınırlı kalmaz, film afişleri, sinema dergileri, film karakterlerinin figürleriyle devam eder. Odalar dolar taşar, çöp ev muamelesi görür ama uyanıp da onları karşınızda görmek apayrı bir tad bırakır bünyede.”


http://koleksiyonsu.blogspot.com.tr/

Herkes Koleksiyon Yapar

“Defne okuldan arkadaşım, pul koleksiyonu var onun, benim de gazete koleksiyonum.

Oktay’ı gördüm geçen cumartesi; havadan sudan sonra dedi ki: ‘Kartpostal koleksiyonu yapıyorum.’ Ben de gazete resimleri topluyorum, renkli renkli hem de.

Rastlaştık Sarper’le Cebeci’de Onunki yabancı para koleksiyonu, cüzdanında yeşil yeşil dolarlar, bankada da avro hesabı var; doğrusu bende yok o kadar, bozuk para koleksiyonu benimki.

Uğurcan el salladı uzaktan ‘Merhaba’ dedi ‘Araba koleksiyonu yapıyorum Mersedes hem de…’ Ben de dedim ki, biraz mahcup, utangaç biraz: Araba resimleri koleksiyonum var benim de.’

Ahmet Yozgat”


Necdet Ogün ABACI‘nın
30 / 09 / 2008 tarihli

Filatelik Bir Gün
adlı yazısı
yer: milliyet.blog

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=135297


Necip KÖNİ‘den 4 adet Blog yazısı
yer: milliyet.blog

Antika Olmuş Facit Hesap Makinaları
27 / 01 / 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=158585

Köstekli Cep Saati / Nostalji

14 / 09 / 2008
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=131985

Taş Plak Gramafon *Nostalji*
03 / 09 / 2008
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=129600

Sn. Sunay Akın Bey’in Çocuklara ve Büyüklere Armağanı Oyuncak Müzesi
03 / 07 / 2007
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=49934


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.